Mor Adımlar yürüyüşleri sona erdi

Cumhuriyet Halk Partisi Ankara İl Kadın Kolları’nın İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilmesine karşın “Mor Adımlar Ankara’da Direniyor” sloganı ile 1 Nisan’da başlattığı 25 İlçe Başkanlığına yapılan yürüyüşler sona erdi.

CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlıaka, yürüyüşlerin tamamlanmasına ilişkin Çankaya İlçe Başkanlığı önünde düzenlenen basın açıklamasında şunları söyledi:

Değerli Basın Mensupları,

Cumhuriyet Halk Partisi Kadın Kolları Genel Başkanlığı olarak önümüze bir hedef koyduk: kadına yönelik şiddetle mücadele etmek. Bu kapsamında 81 ili, ilçe ilçe, belde belde, mahalle mahalle, sokak sokak dolaşacağımızı kamuoyuna duyurmuştuk. YaşamHak otobüsümüz ile 7 Nisan’da yollara düştük. Gittiğimiz illerde kız kardeşlerimizle buluşarak yalnız olmadıklarını anlattık.

Ayrıca Cumhuriyet Halk Partisi Ankara İl Kadın Kolları’nın İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilmesine karşın “Mor Adımlar Ankara’da Direniyor” sloganı ile 1 Nisan’da başlattığı 25 İlçe Başkanlığına yapılan yürüyüşlerine katıldık. Haymana, Polatlı, Beypazarı, Güdül, Kızılcahamam ve Kahramankazan ilçelerimize gittik.

Değerli Basın Mensupları,

Erdoğan’ın İstanbul Sözleşmesi’den tek taraflı çıkma kararını tanımadığımızı ve Sözleşme’nin yürürlükte olduğunu belirtmiştik. Bizler Sözleşme’nin uygulanması noktasındaki kararlılığımızla 81 ili adımlamaya devam edeceğiz. 81 ili, ilçe ilçe, belde belde adımlama kararımızın ne kadar doğru olduğunu yaptığımız görüşmelerle teyit ettik.

Gittiğimiz her ilde, yaptığımız her basın açıklamasında bir kız kardeşimizin feryadını duyduk. Bunları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bolu’da boşanma aşamasında olduğu eşi Erdal İrki tarafından şiddete uğrayan Cansu İrki’yi ziyaret ederek, feryadını duyurduk. Şiddet mağduru Cansu İrki’nin, yaşadıklarını kendi sözleri ile aktarıyorum: “İki yıl önce evlendim. Bir çocuğum var. Bu adamda kumar hastalığı varmış, bilmiyordum, madde bağımlılığı varmış. Ben dört aylık hamileyken evimin eşyalarını sattı. O süreçte yaşadığım sıkıntılardan dolayı, hamileyken saçkıran oldum. Beni Bolu’ya bırakıp, Kıbrıs’a kumar oynamaya gitti. Adana’ya tekrar döndüm doğum yaptım. Hamileyken dayak yedim. Lohusayken yine dayak yedim, polisleri çağırdım, ama polisler bir işlem yapmadılar. Yağmur yağıyordu, yağmurun altındaydım, ‘beni götürün, bebeğim yukarıda onu alın lütfen’ dedim. Polisler bebeğimi bile yukardan alıp bana teslim edip beni ailemin yanına göndermediler. Hatta bana, ‘Hadi yukarı çık bebeğin ağlıyor, karakola gitsen de döneceğin yer burası, biz seni gönderemeyiz’ dedi. Ben, polislerin zoruyla tekrar yukarı çıkmak zorunda kaldım.”

Cansu İrki’nin anlattıkları bununla da sınırlı değil elbette… Bu süreçte annesinin darp edildiğini belirterek, “Polise, adliyeye söylüyorum, ben nefes alırken bana yardımcı olun. Ben öldükten sonra ya da benim ailemden biri öldükten sonra ismimizi duyurmayın. Sizin beklemediğiniz an çıkıp geleceğim diyor. Benim sesimi birileri duysun, duyursun” diye feryat etti. Kız kardeşimizin çığlığının havada asılı kalmaması için sesine ses olduk. Bolu İl Kadın Kollarımız sürecin yakın takipçisi olmaya devam ediyor.

Değerli Basın Mensupları,

“Mor Adımlar Ankara’da Direniyor” sloganı ile başlatılan yürüyüşe ilişkin basın açıklaması yaptığımız alana gelen, iki şiddet mağduru kadının yardım çığlığına tanıklık ettik.

Polatlı’da Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleştirdiğimiz basın açıklaması esnasında bir kadının feryadı yükseldi. Üç çocuk annesi Zülay Coşkun, eşinden şiddet gördüğünü ve ölmek istemediğini söyledi. Zülay Coşkun, “Kadına şiddet son bulsun artık. Ölmek istemiyorum. Dört yaşındaki çocuğum baba, annemi artık dövme diyor. Çocuğum korkmasın diye baban beni öldürmüyor, beni seviyor dedim. Biz canız, biz vatanız, biz sizi bu dünyaya getiren analarız” diye feryat etti.
Kahramankazan’da yanımıza gelen S.Ş imam nikâhlı eşi tarafından şiddete uğradığını ve karakola gittiğinde de yeterli desteği alamadığını anlattı.
Değerli Basın Mensupları,

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun basından derlediği verilere göre, Ocak ayından bu güne kadar en az 129 kız kardeşimiz katledildi. Bu cinayetlerin 46’sı kayıtlara “şüpheli ölüm” olarak geçti. Bu cinayetlere kurban giden 129 kadının bir sayının ötesinde kocaman hayatlar olduğunu unutturmayacağız. Cansu İrki’nin, Zülay Coşkun’un, S.Ş’nin cinayete kurban gitmesine izin vermeyeceğiz.

“Yalnız değilsin, biz varız” sloganı ile 5 Aralık’ta hayata geçirdiğimiz “Yaşam Hak Projesi” ile bugüne kadar 300’e yakın şiddet mağduru kadına yardımda bulunulduk. 444 82 85 numaralı hattan haftanın her günü hizmet veriyoruz, hangi ilden bir yardım çığlığı yükselse orada olmaya özen gösteriyoruz. Şiddete maruz kalan kadınları karakollarda, adliyelerde, hastanelerde ve duruşmalarda yalnız bırakmıyoruz. Çünkü biz kadınlar yan yana geldikçe, dayanışma içerisinde oldukça, örgütlendikçe bu şiddet sarmalının içinde kördüğüm olan bağları, bir bir çözeceğimizi biliyoruz.

Değerli Basın Mensupları,

Kadına yönelik şiddet kangrene dönüşen bir sorun olmaktan çıkmalıdır. Kadın cinayetlerinde katilleri kimler diye baktığımızda, en yakınları olduğunu görüyoruz. Katiller kadınların, eşleri, sevgilileri, ağabeyleri, babaları… Bu erkekler “iyi hal indirimi” ile ödüllendirilmemelidir. Kadın cinayeti işleyen erkekler, “az ceza” alacağı güvencesi ile hareket ediyor. Bu hukuksuzluğa her gün tanıklık ediyoruz. Daha dün gece bir kız kardeşimizin çektiği video kamuoyuna yansıdı. Sosyal medyada, “Adana’da annem ile birlikte 2 yıldır şiddete ve tehdide maruz kalıyoruz. Hayatımızdan endişe ediyoruz lütfen bize yardım edin!” yardım çığlığı ile ciğerimiz yandı. Adana İl Kadın Kollarımız şiddet mağduru kız kardeşimizin yanında. Videoyu izlediğimizde şiddet uygulayan erkeğin, “Zaten yatacağım üç-beş ay…” bağırışlarının sebebi belli: Hukukun üstünlerin hukuku olması! Biz üstünlerin hukukunu değil, hukukun üstünlüğünü savunuyoruz.

Savunmak zorundayız. Daha bu sabah açığa çıkan bir iddianame var. Muğla’da boşanma aşamasında olduğu Selvan Acer’i canice öldüren Tanju Acar, cinayetten önce internetten, “Nasıl daha az ceza alabilirim?” diye araştırma yapmış. Bu yol öğretildi. Katiller adliyeye takım elbise ile çıktığında, kadını öldürmek için kıskançlığı bahane ettiğinde, akıl sağlığının yerinde olmadığını, cinnet halinde olduğunu iddia ettiğinde iyi hal indirimi alındığına tanıklık etti. Soruşturmaların etkin yürütülmemesi sonrasında kadın cinayetinin kayıtlara şüpheli ölüm olarak geçtiğini gördü. Bunun sorumlusu yaşam hakkını koruma görevini layıkıyla yerine getirmeyen siyasi iktidardır.

Kırmızıçizgimiz dediğimiz, kadınların can simidi olan İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma kararı ile de yaşam hakkımız tehlikeye atıldı. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma kararı alındığı gün 6 kız kardeşimizin katledilmesi bir tesadüf değildir. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma kararı alındıktan sonra kadın katillerinin avukatlara, “Sözleşmeden çıkıldığına göre ceza indirimi almamız gerekir, nasıl başvuru yapabiliriz?” diye sorması da bir tesadüf değildir.

Bir kız kardeşimizin daha cinayete kurban gitmesine tahammülümüz kalmadı. Erdoğan’a sesleniyorum: İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma kararından vazgeç! İstanbul Sözleşmesi’nin devlete yüklediği sorumluluğu yerine getir.

Her gün bir yardım çığlığı yükselirken sesimizi yükselteceğiz. Kadınlar vardır, kadınlar her yerde… Şiddet mağduru kadınlara sesleniyoruz, “Yalnız değilsin, biz varız, halkın partisi Cumhuriyet Halk Partisi var.”